Tüketim Toplumu Olmanın Verdiği Müzikal Yan Etkiler

Tüketim toplumu olmanın getirdiklerini konuşurken insanların hep çılgınlar gibi alışveriş yaptığını, telefonunun bir üst modeli çıktığında hemen aldığını, ihtiyacı olmayan bile her şeye taksitle ulaştığını düşünürüz. Ancak anlayacağınız üzere durum sadece bununla da kısıtlı değil. Tüketmek hayatımızın her alanında bizi ve toplumu etkileyen bir ideoloji. Y jenerasyonunun hemen her şeyden sıkılmasını da bununla bağdaştırabilir miyiz? Pek tabii ki evet. Her şeyi anında tüketebilmeye o kadar alışmışız ki, elimizde tüketecek bir şey kalmadığı zamanlarda kafayı yiyecek gibi oluyoruz. Öyle ki, aşkı-sevgiyi bile tüketim malzemesi yapmışız.

Hal böyleyken müzik de bu durumdan nasibini elbette alıyor. Teknolojinin getirdiği en büyük kolaylıklardan biri de bir şeye hemen erişebiliyor olmak. Paralı olup olmaması önemli değil. Paranız varsa verirsiniz yoksa da korsanını bulursunuz. Streaming piyasası geliştiği günden beri sanatçılar da şarkılarını Youtube’a direk olarak kendileri koyduklarından dolayı bir şarkı çıktığında internetiniz varsa onu dinleyememe şansınız yok.

spotify-hero-2

90’lı yıllarda yavaş yavaş karışık CD algısı başladığında bile albüm dinleme alışkanlığı vardı. Siz en sevdiğiniz albümlerin içerisinden, en sevdiğiniz şarkıları seçer ve bir karışık CD yapardınız. Ya da bütün albümleri almaya paranız yetmiyorsa CD’ciye gider “Türkçe Slow falan karışık bir şeyler yap bana” derdiniz dondurma alır gibi.

Ama benim hatırlayabildiğim kadarıyla albüm dinleme alışkanlığı 2000’li yılların başlarında da son bulmuş değildi. Abimin bilgisayarındaki müzikleri kurcalarken karşılaştığınız şey hep belli bir tarzın ismiyle isimlendirilmiş klasörün altındaki sanatçı-grup isimleri ve onların da altında albüm isimleri olurdu. Walkman‘e attığınız albümü sabahtan akşama kadar yanınızda taşır, başka bir şey dinlemezdiniz.

İşin nostaljisini geçecek olursak “Peki şu an ne yapıyoruz?” kısmına değinmek istiyorum. Şu an Spotify, Apple Music gibi uygulamaların bize tanıdığı listeleme özelliği ile sadece ilgilendiğimiz tarzda yeni şarkılar, yeni sesler keşfedebiliyor ve onları sınıflandırabiliyoruz. Her an hepsine ulaşabildiğimiz için artık sanatçıların isimleri bile önemli olmayabiliyor bizim için. Sonuçta orada bir yerlerde güzel bir şarkı var ve listeme attım. O yüzden istediğim zaman tüketebilirim.

img_8617

Peki bu streamingin bize ne gibi bir zararı oluyor? Öncelikle müzisyenler sadece çok küçük bir kesimin albümlerini baştan sona kadar dinleyip yorumladığının farkında. Dolayısı ile her şarkının güzel olması için ekstradan bir çaba göstermiyorlar. Ya da gösterseler de, arasından 1-2 parçayı hit olacak şekilde düzenleyip gerisini canlı çalmaya uygun hale getiriyorlar. Biz de çok sevdiğimiz birinin bile albümünü dinlediğimizde bazı şarkıları pas geçmemek için kendimizi zor tutuyoruz (Sanırım ben de dayanamayıp “Sıradakiii” diyenlerdenim).

Elektronik müzik piyasasında bu tüketimin en büyük örneklerini görebilirsiniz. Şu anda birileri “albüm” yapıyorsa çoğu zaman prestij için yapmış oluyor. Zaten dinleyicilerinin bile %90’ının açıp albümlerini baştan sona dinlemeyeceğinin farkındalar. Bu yüzden de E.P. kavramını daha çok duymaya başlıyoruz. Genelde 2-3 parça veya üzerine bir kaç remix eklenmiş E.P.’ler daha çok yer kaplamaya başlıyor. Albüm gördüğümüzde “Oha albüm mü yapmış” diyoruz ama bir çoğumuz da o albümü dinlemiyoruz.

tumblr_n90m3xqxop1r7lukgo1_1280

Bazen oturup eski albümleri dinliyorum. Kimisini ilk kez, kimisini bilmem kaçıncı kez dinlediğim halde farkediyorum ki her şarkının güzel olduğu albümler çoğunlukta. Öyle ki; tüketimin en yoğun olduğu Türkçe Pop‘ta bile her şarkının güzel olduğu nefis albümler var.

Sorun şu ki, bunun nereye gideceğini hiç birimiz bilmiyoruz. Ancak bildiğimiz bir şey var, o da sanatçıların piyasada yer edip tüketilmeleri -yani evlerine para götürmeleri– gerekiyorsa bu düzenin bir parçası olmalarının gerekliliğidir. Bu durum, kimi zaman “Farklı bir şeyler yapmalıyım” algısı oluşturup, bize özgün işler dinletiyorsa da çoğu zaman aynılarının tekrar etmesi şeklinde gerçekleşiyor. Biz de birbirinin benzeri olan binlercesi içerisinden bize denk geleni alıyor ve tüketip sıkılıyoruz. Ve açlığımızı ancak sürekli geçmişe dönüp, eski albümleri bir daha ve bir daha dinleyerek giderebiliyoruz.