Albüm: Angel Olsen – My Woman

 

Albüm kritiklerini bundan sonra Bir Baba Indie’de yazıyorum. Yazımı buradan da okuyabilirsiniz ;

Baştan söylemekte fayda var. Amerikalı sanatçının şimdiye kadar çıkardığı en iyi albümünün bu olduğu aşikar. Hatta yazılan inceleme yazılarının neredeyse tamamında herkes bu senenin en iyi albümlerinden biri olduğunu konuşuyor. Bunun sebebinin ne olacağını düşünerek en az 3 kere dinledim her şarkısını. Gözüme çarpan ilk şey şu oldu: “Angel Olsen iyi bir vokal evet, şarkıları da çok güzel yazmış gerçekten ancak ben mükemmel olmadığını düşünüyorum.” 2 günde hakkında 15 tane yazı yazılabilecek bir albüm olmasının en büyük sebebi Angel Olsen’in kendisi değil bence.“Mutfak” dediğim yerde çalışan ekip. Burada en büyük payı prodüktöre ve miks mühendisine veriyorum.

Derslerimden bir tanesinde hocamızla konuştuklarımız geldi aklıma; her şeyin kademeli olduğu. Şimdi ve yazının sonlarına doğru da albümün prodüktörünü, Angel Olsen’den daha fazla övüyorum fakat derste konuştuklarımız şöyleydi: Öncelikli olarak kaynak iyi olacak. Yani siz bir vokal veya bir enstrüman kaydediyorsanız, halkın genelinin kafasında canlandırdıklarının aksine öncelikli olarak bu kaynağın iyi olması gerek. Yani öyle iğrenç bir sesi mükemmel hale getirebilecek yazılım veya donanım yok, en azından şu anda. Sonrasında bu şarkıların iyi bir aranje ile düzenlenmesi, mikslenmesi ve en son aşama mastering işleminden geçmesi gerek ki sen/ben bu albüme “Abi ne güzel albüm yapmışlar be” diyebilelim. Ben bu albümde ufak tefek hataların, tüm bu aşamaların özene bezene ve mükemmele en yakın şekilde gerçekleştirildiğini düşünüyorum.

 

 

Giriş şarkısı “Intern”i dinlerken biraz Lana Del Rey‘lik sezmiştim ancak albüm genel itibari ile giriş şarkısından daha da farklıymış. Aslında ben prodüktörün yerinde olsam ilk sıraya albümü daha iyi tanıtan bir parça koymayı tercih ederdim ancak tamamen tercih meselesi tabii.

Vokalin aslında öyle çok iyi bir vokal olmadığını söylesem dövmezsiniz değil mi? Paslı ve farklı bir sesi var Angel Olsen’in. Albümün prodüktörü Justin Raisen bunu o kadar iyi kullanmış ki… Özellikle “Not Gonna Kill You” şarkısında bunu çok iyi farkedebilmeniz mümkün. Zaten aynı saturasyon efekti tüm şarkılardaki vokalde mevcut. Albüm genel itibari ile zaten bu kirli, paslı haliyle devam ediyor, salaş bir barda oturup da dinliyormuşsunuz gibi bir hava katıyor. İşte burada da Angel Olsen’in yeteneği devreye giriyor. Bazen o barda sevgilinizle dans edip “Shut up kiss me, hold me tide!” diye bağırırken, bazen de barmenin önündeki taburelerde tek başına oturup içkisini içen adam oluyorsunuz.

Şarkıların son nakaratından hemen önce genel klasikliğe uyarak solo kullanılmış ve o sololar yine vokal kadar kirli. Özellikle “Sister”ın sonundaki soloya bayıldım. Gerçekten bu konuda prodüktörü ne kadar övsem azdır çünkü işini çok iyi yapmış ve albümü bir çıtaya oturtan da ikide bir bahsettiğim bu kirlilik. Eğer bir şansımız olsaydı da yine Angel Olsen ve tamamen aynı ekiple, şarkıyı duru bir şekilde kaydetseydik belki yine dinleyip bir bakardınız ancak tekrardan dinlemek isteyeceğinizi sanmıyorum. Zaten o etkiyi yaratmasaydı “Shut Up Kiss Me” şarkısı 2 günde 900.000 dinlenemezdi herhalde.

 

 

Son zamanlarda elektronik müziğin genel piyasada hakimiyetinin artmasından dolayı -sanırım- son çıkan parçalarda genel olarak bir monoluk vardı. Tüm sesler ortaya veya ortanın yakınlarına panlanmış olarak duyuyorduk. (Panlamak kelimesini mecbur kullandım. Bir şarkıyı dinlerken sağ ve soldan ses duyuyoruz ve panlamak da, bu sesi nereden duyacağımızı belirlemek anlamına geliyor. Örnek olarak sağdan mı, soldan mı, sol çaprazdan mı gibi) Ama bu albümde genel itibari ile %100 sağ ve %100 sola panlanmış sesler duymak beni ayrıca mutlu etti, neden bilmiyorum. Genel itibari ile stereo algısının geniş olması bana eskiyi hatırlatmış olabilir. O zamanlar neredeyse doğru düzgün stereo şarkı bulamıyorduk bile. Ya da ben mi öyle hatırlıyorum bilmiyorum ama bir zamanlar stereonun patladığı bir dönem vardı, iki taraftan birden ayrı sesler veren kulaklık takınca farklı bir dünyaya gidiyorduk sanki. Stereo senelerdir var ama sanırım halka ulaşması zor oldu ki ben böyle hatırlıyorum.

Son olarak, albümün son şarkısı olan “Pops” ile kendinize bir adet “elveda” alabilir, ortamlarda Angel Olsen’in albümünü övebilirsiniz.

Dinleyiniz, dinlettiriniz.