Film: Boyhood (2014)

 

Genelde filmi izlemeden önce hiç bir araştırma yapmam, fragmanına da bakmam. Bana hepsi spoiler gibi gelmiştir. Film hakkında sıfır bilgi ile başına oturup izleyince, çoğu kişinin şaşırmayacağı yerlerde şaşırabiliyorum. Bu filmi de BBC’nin yayınladığı 21.Yüzyılın En İyi 100 Filmi listesinden denk gelip indirmiştim, bekliyormuş öyle. Dram olduğu için izlemeyecektim ama dayanamadım izledim.

En şaşırdığım şey, zamana yayılarak çekildiğini farketmemdi. Sonradan yaptığım araştırmaya istinaden 12 yıl gibi bir süreye yayılarak çekildiğini öğrendim. 12 kocaman yıl. Zaten ilk açtığımda şaşırmıştım görüntü kalitesine çünkü 2014 filmi. Yani filmin başları muhtemelen 2002’de çekilmiş. Bu da neden öyle bir görüntü kalitesinde olduğunu gösteriyor. Ama muhtemelen yine benzer kulvarlarda kameralar kullanmışlar ki sonlarına doğru da bu çok fazla değişmiyor. Yani hissettirmemeye gayret ediyor size 12 yılda çekildiğini.

Ayrıca ben bunu düşünmüştüm demeden duramayacağım çünkü düşünmüştüm. Neden yapmıyorlar ki? Bence efsane bir şey çıkar ortaya demiştim. Adamlar yapmış, gayet efsane de olmuş bence.

Genelde bizim Türk izleyici bu filmi sevmemiş, sıkılmış gibi duruyor ancak sanırım sürekli boş aksiyon filmleri izlemelerinden ve hayatın gerçek taraflarını tüm saflığıyla gösterdiğinden kaynaklanıyor. Çünkü hayatımda bana bir sürü duyguyu 2 saat içerisinde yaşatan sayılı eserlerden biriydi. Şimdiye kadar tek bir filmi ikinci defa izledim, o da Into the Wild. Bu da ikinci olacak eminim çünkü film bittiği gibi tekrardan izlemek istemiştim bile.

Bundan daha iyi bir başrol de seçilemezdi sanırım. Çocuğun büyüme aşamalarına bir bir şahit oluyorsunuz, aslında günlük hayattakinden farklı olmamakla birlikte bir çocuğun hislerine ve duygularına eşlik ediyorsunuz. İçerisinde verdiği mesajlar ve göndermeler o kadar fazla ki. Bunları çocuğun ufak bir bakışından yakalamak mümkün. Aynı zamanda film bittiğinde hayatın ne kadar anlamsız ve boş olduğunu da farkediyorsunuz. Bunu değiştirmek bizim elimde mi? Mümkün mü? Bilmiyorum. Bittiğinde yaşadığım o ufak bir tebessümle gelen kırgınlık, mahsunluk da bundandır sanırım.

İzleyin, izlettirin yani.

 

Bundan sonrasına spoiler ile devam ediyorum.

 

En bayıldığım sahneler genel itibari ile annenin başkaları ile gizliden gizliye flört ettiği ve çocuğumuzun da bunu fark ettiği anlardı. Genelde bakışlarıyla bize anlatılmak, hissettirilmek istenen çok güzel bir şekilde verilmiş zaten.

Ayrıca babasıyla olduğu zamanlarda rahatlığından ötürü daha kendisi gibi davranması, kendisini özgür hissetmesi fakat bunun aslında bir illüzyondan ibaret olduğunun farkında olması..

 

Screen Shot 2016-09-02 at 20.43.52 (2)

 

Yine beni en çok etkileyen sahnelerden biri de 16. yaş gününde verilen hediyeler. Hatırlatayım ; birincisi onun adına İncil, ikincisi bir takım elbise, üçüncüsü de tüfek. Burada anlatılmak istenen ve çocuğun sonradan bir konuşmasında kendisinin de farkettiği durum çok derin. Aslında hepimiz farkında olmadan çevremizdeki insanları kontrol ediyoruz. Bir yetişkin, 16 yaşındaki bir çocuğa İncil hediye etmenin yanlış bir şey veya kötü bir şey olduğunu düşünmediği için zaten hediye ediyor. Aksine iyi bir şey yaptığını düşünüyor fakat aslında çocuğa kendi fikirlerini empoze etmeye çalıştığının farkında değil. Çünkü İncil’i tek gerçeklik sanıyor.

Etrafınıza bir bakın, bütün müslümanlar tek gerçeğin Kur’an olduğunu düşündüğü gibi ; bütün taraftarlar da tek rengin tuttuğu takımın renkleri olduğunu düşünüyor ve bunlar tamamen çocukken genlerimize kod gibi yazılmış şekilde büyüyoruz. Dolayısı ile etrafımızdaki tüm diğer fikirleri yanlış, kendimizinkini doğru sanıyoruz. Bir müzisyenin çocuğuna da müziği sevdirmek istemesi, öğretmenin çocuğuna da öğretmenliği sevdirmesi veya tüm bu tarz durumlar da aynı şey aslında. Eminim çocuğum olursa ben de müziği sevdirmek isteyeceğim. Fakat yaptığım şeyin yanlış olduğunu biliyorum. Neyse, bu konularda daha sonrasında bir makale yazmayı düşünüyorum zaten ; o yüzden filme döneyim.

Bir de Manson büyüdükçe hayat hakkında iyice düşünmeye başlıyor ve zaman zaman felsefi şeyler konuşuyor ya. İşte onlara da bayıldım. Özellikle sevgilisiyle arabada giderken cep telefonu hakkında konuştukları.

Aslında en hoşuma gitmeyen fakat filmin akışı açısından gerçekten süper işlenmiş olan şeylerden biriyse ; kızın küçüklüğündeki ve ergenliğindeki iticiliği. Onun hareketlerini belki yaşadınız, belki gördünüz. Ergenlik dönemlerindeki o asilik, küçük kardeşiyle görünmek istememe gibi hareketleri..

Son olarak filmin bitişindeki şu mimiklere bakar mısınız? Size de çok fazla şey anlatmıyor mu? Yoksa bana mı öyle geliyor?

 

Screen Shot 2016-09-02 at 22.27.03 (2)

 

Son olarak.. 
Kesinlikle buraya güncelleme gelecek çünkü ben bu filmi daha dikkatli bir şekilde, bir defa daha izleyeceğim.

 

IMDb puanı : 8.0

Benim puanım : 9.2