Kitap: Olasılıksız

 

Uzun süredir roman okumuyordum. Son zamanlarda kuantum fiziği hakkında okuduğum kitaplardan çektiklerimden sonra biraz kurgu okumak istemiştim. Aklıma ilk gelen, seneler önce kitaplığımda durup durup baktığım ve küçükken bir türlü başlayamadığım, içimde ukde kalmış bu kitabı seçtim. Aslında kitaba başlamıyor değildim, ama o zamanlar okuma alışkanlığım 3-4 günde bir olduğu için ne zaman devam etmek istesem alakasız şeyler olduğundan dolayı anlamlandıramayıp baştan başlıyordum. O zamanlar sadece okula giden sıradan bir ergendim ve zamanım olmadığını söylüyordum. İronik değil mi? Şu an çalışıyorum, okula gidiyorum, müzik yapıyorum ama yine de kitap okumadığım gün yok gibi. Yani en azından her gün toplu taşıma aracına bindiğimden, oralarda okuyorum.

Yalnız ben başladım bu kitaba ama, yine de elimde süründü biraz. Yani 10 güne yakın sürede ancak bitirebildim ve yarısından sonrasını “Bitsin artık, yeni bir kitap okumak istiyorum.” diyerek bitirdim. Geçmişte ve günümüzde ortamlarda ‘Olasılıksız‘ deyince “Ooo abiii” laflarını duymaktan mıdır bilemiyorum ama ben galiba gözümde çok büyütmüşüm. Tamam, her romanı seven bir insan olmayabilirim ama koskoca kitabı da sırf benim romanlarla aram pek iyi değil diye eleştirecek değilim.

Okuyordum ama geçmişte yaşadığım gibi aynı şeyler oluyordu. Bir bölüm bitirip kenara koyuyorum, akşam eve dönerken metrobüste açıyorum bir bakıyorum ki tamamen farklı bir konu. Neyse ki okuyan bir arkadaşıma bahsettim bu konudan da beni uyandırdı, 50. sayfadan sonra açılacağını söyledi. 80’de falan açıldı ama çocuk nereden hatırlarsın birebir sayfasını kaç sene olmuş.

Kitap açıldıktan sonra sevmeye başladım. Özellikle kuantum fiziği, Heisenberg, Einstein falan görünce mest oldum. “İyi ki küçükken okumamışım, hiç bir şey anlamazdım” dedim. O yüzden tavsiyemdir ; en azından kuantum kuramının temellerini öğrenmeden kitabı okumayınız. Buraya dikkat edin yalnız, kitabı okuyun falan demedim. Okuyacaksınız en azından kuantum fiziği hakkında genel geçer bilgileriniz olsun.

Ayrıca kuantum falan diyorum, kitabın ana konusunu bu tarz bir şey oluşturuyor ama (söylersem spoiler vermiş olacağım, çok ayrıntıya girmiyorum) kitabın %90’ı genel olarak aksiyon. Mesela Matrix’de bir aksiyon filmidir baktığınız zaman. Yani ilk olarak bilim kurgudur, ama aksiyondur da aynı zamanda. Bu kitabın da öyle olması gerekirdi işte. Önce bilim kurgu olması gerekirdi ancak sanırım sürükleyici olsun diye bu şekilde yazılmış, kitabın neredeyse tamamı koşturmacayla geçiyor. Dolayısı ile belki aksiyon seven biri bu kitaba da bayılabilir.

Sahiden aksiyon neden bu kadar çok tutuyor hiç anlayamamışımdır. Zaten, insanların üzerinden deli gibi ekmeğini yediği iki unsur var. Birincisi şiddet, ikincisi cinsellik. Örneğin hit olan parçaların kliplerine açıp bir bakın. Demek istediğimi anlayacaksınız.

Spoiler, ker, yer, şer.. 

Öncelikle bir türlü anlayamadığım şey, neden David’de olan nörolojik bir durumun ikizinde de olduğu. Yani birinin beyin kimyasındaki değişiklik ikizini nasıl etkileyebilir ki? Tamam bilim kurgu deyip geçebilirsin ama ben geçemiyorum çünkü aynı kitapta gerçek dünyadaki kuantum mekaniklerinden bahsedip yürüyoruz. Dolayısı ile geleceği görmek bana mantıksız gelmemişti. Ama bunun ikizine de etki etmesi mantıksız geldi. Hatalı da olabilirim tabii, bildiğim konular ancak yetkin olduğum konular değil. Yanlışsam yorum atarak aydınlatabilirsiniz beni.

İkinci takıldığım nokta ; eğer geleceğe dair sonsuz olasılıkları görüp, bunların gerçekleşme olasılığını görebiliyorsa ve örneğin Nava’nın ölmeme olasılığı %85’se geriye kalan %15 neden hiç çalışmıyor? Hele ki bazı kısımlarda %70 istediği gibi gitme olasılığı varken bile tüm kitap boyunca neden Caine’in istemediği bir olasılık gerçekleşmedi? Yazar bize bir şekilde şans faktörünün önemini de mi anlatmaya çalışıyor?

Üçüncü takıldığım nokta ise ; bitirişi. Yani o kadar güzel gidiyordu, tam “Vay be, adam neler planlamış görüyor musun. Ne güzel bitiyor” derken bir baktım ki herAn denen olgu bir kadın olmuş. Tamam neyse, bir yere bağlamaya çalışmış ama olmamış derken herAn Tversky’nin (böyle yazıldığından emin değilim, ama önemli değil) düşüncelerine müdahale etti gibi bir şey oldu. Açıkçası orada ne yapmaya çalıştığını, ne olduğunu yüzde yüz de anladığımı sanmıyorum ki yazar da sanırım aklımızda kalması için böyle bir yönteme başvurdu.

Ha bir de, bütün her şeyin sebebini falan Betsy’e bağlaması, Caine’in onları seçmiş olması falan iyice saçma geldi bana. Sadece Betsy değil mevzu bir sürü şeyin sebebinden, sonucundan bahsediyor ama “Hayatta her şeyin bir sebebi vardır.” gibi bir klişeye yürüttü mevzuyu.

Sonuç olarak.. 

Sürükleyici bir kitap olduğunu kabul edebilirim ama edebi bir yönünün olduğunu kabul edemem. Ayrıca kitabın ortalarına kadar bilimsel unsurları kullanmasını ne kadar sevdiysem, sonlarına doğru bilimi kitabına oyuncak etmesine de bir o kadar sinirlendiğimi söylemeden edemem.

Kesinlikle kötü bir kitap değil, ama iyi de değil maalesef. Okumasam da olurdu diyebiliyorum.

 

 

yazar – adam fawer

kitap ismi : olasılıksız

yayın tarihi : 2005

goodreads puanı : 4.07

benim puanım : 3.2