Albüm: JEFF The Brotherhood – Zone

 

 

Film gibi bir albüme daha nasıl bir yorum yapılabilir bilmiyorum. Son zamanlarda dinlediğim en iyi albümlerden birisi. Gerçekten o “albüm” kafasına girilerek yapıldığı çok belli oluyor. Şarkıların diziliş sırasından ortak tınısına kadar her şey düşünülüp, planlanıp yapılmış gibi gözüküyor.

İlk iki şarkıda bir çaresizlik, bitkinlik, boşvermişlik var ve son iki şarkıya kadar bu durum kısmen tam tersi bir ruh hali ile devam ediyor. Son iki şarkıda aynı düşüşü tekrardan görüyoruz. Bu kurguya ayrıca bayıldım. Çünkü albümü dinlerken sizi çeşitli ruh hallerine çekiştirip duruyor. Eğer farklı bir iş yapıyorsanız -örneğin şu an benim yazı yazmam gibi- eminim ki ne yazdığınızı etkileyecek ve bir oraya bir buraya kayacaksınız.

Uzun süredir de açıp albüm dinlemiyordum açıkçası. Neler çıkmış, neler oluyor piyasada bir bakayım dedim ve doğru düzgün bir albümde karşılaşana kadar uzunca bir süre harcadım. Ama ben bu adamlara rastladıktan sonra akşama kadar aynı albümü dinledim ve eskiden Walkman’lerimize taktığımız ve belki günlerce, belki haftalarca çıkarmadığımız albümleri hatırladım. Bazıları 3-5 albümden oluşan karmalardı, bazıları da şanslıysak tek albümlük orjinal cdlerden oluşuyordu. Müzik dinlemek için ayrıca bir boş zaman yaratıyorduk hatırlıyorsunuzdur herhalde? Ben abimin cdlerinden dinlerdim genelde. Haliyle müzik zevkimin onunkine benzemesi normaldir diye düşünüyorum. Hep de aynı değil tabii ki. Aslında genel itibari ile o biraz daha sert şeyleri seviyor, ben daha sakin.. Ama o cdlerin arasından Şebnem Ferah da dinlemişliğim var, Moonspell dinlemişliğim de. Haliyle müzik zevkim genelde çeşitlidir. Ama dediğim gibi, genel itibari ile daha derli toplu, sakin şeyleri seviyorum.

 

JEFFTHEBROTHERHOOD_SittingOnStage

 

Albüm diyorduk. O arada sırada afallattıkları yerler var ya  “insanı alıp götürüyor” kavramının karşılığı resmen. Genel olarak çoğu şarkıda rastlayabileceğiniz ufak ufak saçmalıklar var (tabii ki de saçmalık kelimesini burada süper bir anlamda kullandım). Genelde sonlara doğru artık şarkıyı salarken duyuyorsunuz bunları.

Albümün yapısına sadık kalıp genel olarak kirli bir gitar tınısı (piyasada buna sound diyince herkes anlıyor aslında ama nedense bir Türkçe derdine girdim, böyle kullanasım geldi) kullanmışlar. Ve bu durum albümün genel yapısına o kadar yakışıyor ki. Muhtemelen -bilerek seçilmiş- dandik bir amfi ile kaydedilmiş gitar kayıtları.

Albümdeki favori şarkımı seçmeye çalışsam da öyle bir şarkıyı bir türlü bulamadım. Benim için Zone albümü tek bir şarkı gibi. Düşünüp düşünüp duruyorum hangisini seçsem diye ama, yok abi olmuyor. Küçükken anneme sorardım “anne beni mi daha çok seviyorsun yoksa abimi mi?” diye. Gözlerimi pörtletip beni daha çok sevdiğini söylemesini beklerdim. Annem de yazık, kadıncağız kıvranır dururdu. İkimizi de eşit sevdiğini bir şekilde anlatmaya çalışırdı ama benim egomu tatmin etmek için aç gibi beklediğimi bildiğden; bir iki yem atar, oyalardı. Ben de favori şarkı seçmek istesem şu an onu yapacağım. Ama kararımı verdim. Toasted benim favorim. Şarkıdaki davul sürüşü çok hoş geldi bana bilmiyorum, özellikle de şarkının başındaki ridelar. Pek tabii ki vokalin o vurdum duymaz rock’n roll havaları.

En başında söylediğim gibi. Gidip Spotify’daki en çok dinlenen şarkılarını falan dinleyip de bir kenara atacaksanız bu adamları, hiç dinlemeyin. Ben 41 dakikamı ayırır bütün albümü kesintisiz dinlerim diyorsanız buyurun. 120 dakika filmleri izliyoruz sonuçta, albüm de dinleyebiliriz pek tabii. Değil mi?

Ha bir de Roachin parçasında kullanılan -sanırsam- kadın vokali duyduğumda bir şaşırdım. Acaba yanlışlıkla farklı bir şeyler mi açtım diye ama bence albümün ortalarına doğru gelen o farklılık ayrı bir hava katmış.

Bak görüyorsunuz di mi hiç eleştiremedim? Çok sevdim ben bu adamları.